Psikanalitik Düşünceyle Kurduğum Bağ
Psikoloji eğitimim boyunca insanın yaşadığı güçlükleri açıklamak için farklı kuramsal yaklaşımlarla karşılaştım.
Zaman içerisinde beni psikanalitik ve psikodinamik düşünceye yaklaştıran temel soru ise şuydu:
Bir insan, kendisine iyi gelmediğini bildiği bir şeyi neden tekrar tekrar yaşayabilir?
- Bazen kişi bir ilişkinin kendisine zarar verdiğini bilir fakat kendisini benzer ilişkilerin içerisinde yeniden bulur.
- Başarılı olduğu halde kendisini yetersiz hissedebilir.
- Yakınlık arzularken yakınlık gerçekleştiğinde geri çekilebilir.
- Her şeyin yolunda olduğunu düşündüğü bir dönemde yoğun bir kaygı yaşayabilir.
- Ne yapması gerektiğini bildiği halde bunu yapmakta zorlanabilir.
İnsan yalnızca bilinçli kararlarından oluşsaydı, bunların çoğunu açıklamak daha kolay olurdu.
Psikanalitik düşüncenin benim için güçlü olduğu yer tam da burasıdır: insanın her zaman kendisine bütünüyle şeffaf olmadığını kabul etmesi.
Davranışlarımızın, seçimlerimizin, korkularımızın ve ilişkilerimizin bir kısmı farkında olmadığımız ruhsal süreçlerle bağlantılı olabilir. Bu bakış açısı zaman içerisinde klinik çalışmalarımdaki temel yönelimimi oluşturdu.
Belirtiden Önce Kişiyi Merak Etmek
Bir kişi psikoterapiye “kaygı”, “panik atak”, “depresyon” veya “ilişki problemi” nedeniyle başvurabilir. Bu tanımlamalar yaşanan güçlüğü anlamlandırmak açısından önemli olabilir. Fakat benim için çalışmanın başladığı yer çoğu zaman tanının veya belirtinin biraz daha ötesidir.
Çünkü aynı kaygıyı yaşayan iki kişinin kaygısı aynı hikâyeyi anlatmayabilir. Bir kişi için ayrılık korkusu taşıyan bir durum, başka biri için kontrolünü kaybetmeyle; bir başkası için ise kendisine ilişkin derin bir yetersizlik duygusuyla bağlantılı olabilir.
Bu nedenle seanslarda yalnızca “Belirtiyi nasıl ortadan kaldırabiliriz?” sorusuna değil, şu sorulara da alan açmayı önemsiyorum:
- Bu deneyim neden şimdi ortaya çıktı?
- Kişinin hayatında neyle ilişkili olabilir?
- Hangi durumlarda tekrar ediyor?
- İlişkilerinde benzer bir duygu başka yerlerde de ortaya çıkıyor mu?
- Bütün bunlar onun kendine özgü yaşam öyküsü içerisinde nasıl bir anlam taşıyor?
Bu, belirtilerin önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Aksine, bazen belirtiyi anlamanın yollarından biri onu yalnızca susturulması gereken bir problem olarak değil, ruhsal yaşamın içerisinde anlam taşıyan bir oluşum olarak dinleyebilmektir.
Hazır Cevaplardan Çok Birlikte Düşünmek
Terapist olarak kendimi karşımdaki kişinin hayatını ondan daha iyi bilen veya ona nasıl yaşaması gerektiğini söyleyen biri olarak konumlandırmıyorum.
Psikoterapinin tavsiyelerin sıralandığı, doğru davranışların öğretildiği ya da terapistin danışanı belirli bir yaşam biçimine yönlendirdiği bir süreç olması gerektiğini düşünmüyorum. Çünkü kişinin yaşadığı güçlüğün anlamı, kendi yaşam öyküsü içerisinde ortaya çıkar.
Bu nedenle seanslarda merak eden, dinleyen, bağlantılar kuran ve gerektiğinde kişinin kendi deneyimine başka bir yerden bakabilmesine yardımcı olan bir terapötik duruşu önemsiyorum.
- Bazen söylediğiniz bir cümle üzerinde durabiliriz.
- Bazen tekrar tekrar karşımıza çıkan bir ilişki biçimini fark edebiliriz.
- Bazen anlatılması kolay olanlardan çok, anlatmakta zorlandığınız şeyler önemli hale gelebilir.
- Bazen de bir sessizlik, bir çelişki, bir unutma ya da seans içerisinde ortaya çıkan bir duygu üzerinde düşünmek gerekebilir.
Çünkü psikoterapide yalnızca ne anlattığımız değil, bazı şeyleri nasıl yaşadığımız ve nasıl ilişki kurduğumuz da önemlidir.
Geçmişi Bugünü Anlamak İçin Dinlemek
Psikanalitik psikoterapiyle ilgili yaygın düşüncelerden biri, terapide sürekli çocukluğun konuşulduğudur.
Ben geçmişi yalnızca geçmiş olduğu için önemli görmüyorum. Geçmiş deneyimlerimizin bugünkü ilişkilerimizde, kendimize bakışımızda ve başkalarından beklentilerimizde nasıl yaşamaya devam ettiğini anlamaya yardımcı olduğu ölçüde önem taşıdığını düşünüyorum.
Çocuklukta kurulan ilişkiler, ayrılıklar, kayıplar, yakınlık deneyimleri ve kişinin kendisini nasıl algılamaya başladığı; yetişkinlikte kurduğu ilişkiler üzerinde iz bırakabilir.
Fakat amaç geçmişte bir suçlu bulmak değildir. Amaç şu soruyu daha geniş bir perspektiften düşünebilmektir:
Bugün olduğum kişi nasıl oluştu?
Tekrar Eden Örüntüleri Anlamak
Klinik çalışmalarımda özellikle önem verdiğim alanlardan biri kişinin hayatında tekrar eden örüntülerdir.
- İnsan bazen farklı kişilerle benzer ilişkiler yaşar.
- Farklı işlere girer fakat otoriteyle aynı çatışmayı tekrar eder.
- Bir ilişki sona erer, başka bir ilişki başlar fakat terk edilme korkusu değişmez.
- Kendisinden sürekli daha fazlasını bekler ve ulaştığı hiçbir nokta yeterli hissettirmez.
- Başkalarının ihtiyaçlarını kolaylıkla fark ederken kendi ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanabilir.
Bu tekrarların her zaman bilinçli seçimlerin sonucu olduğunu düşünmüyorum. Psikanalitik çalışma, kişinin hayatında tekrar eden bu örüntülerin zaman içerisinde görünür hale gelebileceği ve şu sorunun birlikte düşünülebileceği bir alan sunar:
Neden yine buradayım?
Terapötik İlişkiye Verdiğim Önem
Psikoterapi yalnızca kişinin dışarıdaki hayatını anlattığı bir yer değildir.
Terapist ile danışan arasında kurulan ilişkinin kendisi de zaman içerisinde önemli bir çalışma alanına dönüşebilir. Çünkü dış dünyadaki ilişkilerimizde taşıdığımız bazı beklentiler, korkular veya ilişki kurma biçimleri terapi odasında da ortaya çıkabilir.
- Anlaşılmama korkusu…
- Eleştirilme beklentisi…
- Yakınlaşmakta zorlanmak…
- Karşısındakini memnun etme ihtiyacı…
- Öfkeyi ifade etmekten kaçınmak…
- Terk edilme veya reddedilme ihtimaline karşı yoğun hassasiyet…
Bunların terapi ilişkisinde ortaya çıkması bir problem olmak zorunda değildir. Aksine, güvenli ve profesyonel bir terapötik çerçeve içerisinde bu deneyimler üzerine düşünmek, kişinin ilişki kurma biçimini daha yakından anlayabilmek için önemli bir fırsat oluşturabilir.
Bu nedenle terapötik ilişkiyi psikoterapinin yalnızca gerçekleştiği ortam olarak değil, çalışmanın önemli parçalarından biri olarak görüyorum.
Süpervizyon ve Mesleki Gelişim
Psikoterapist olmayı tamamlanan bir eğitim sürecinin sonunda elde edilen durağan bir konum olarak görmüyorum. Klinik çalışmanın sürekli düşünmeyi, okumayı, sorgulamayı ve kişinin kendi terapötik pratiğine yeniden bakabilmesini gerektirdiğine inanıyorum.
Bu nedenle psikanalitik kuram üzerine çalışmaların yanı sıra uzun dönemli süpervizyon sürecini mesleki pratiğimin önemli bir parçası olarak sürdürüyorum.
Süpervizyonu yalnızca teknik bilgi edinilen bir alan olarak değil; klinik çalışmayı farklı açılardan yeniden düşünebilmenin, terapistin kendi kör noktalarını sorgulayabilmesinin ve danışanın özgünlüğünü koruyarak çalışabilmenin önemli araçlarından biri olarak değerlendiriyorum.
Mesleki gelişimimi de tamamlanacak bir eğitim listesi olarak değil, klinik çalışma devam ettiği sürece devam eden bir süreç olarak görüyorum.
Psikoterapide Benim İçin Önemli Olan
Benim için psikoterapinin merkezinde belirli bir yöntemi kişiye uygulamaktan önce karşımdaki insanı anlamaya yönelik gerçek bir merak bulunuyor.
- Bir insanı yalnızca yaşadığı belirtiyle tanımlamamak…
- Tanının arkasındaki kişiyi görebilmek…
- Söylediklerinin yanında söylemekte zorlandıklarını da duyabilmek…
- Geçmiş ile bugün arasındaki bağlantıları aceleci açıklamalara başvurmadan düşünebilmek…
- Tekrar eden ilişkisel örüntüleri fark edebilmek…
- Ve kişinin kendisi hakkında daha önce düşünemediği şeyleri düşünebileceği güvenli, gizliliğe dayalı ve yargılayıcı olmayan bir alan oluşturabilmek…
Klinik çalışmamda korumaya çalıştığım temel çerçeve budur.
Psikoterapinin kişiye kim olması gerektiğini söyleyen bir süreçten çok, kim olduğunu, nasıl bu kişi haline geldiğini ve yaşamında ne istediğini daha özgür biçimde düşünebileceği bir alan olmasını önemsiyorum.
Çalışma Biçimi
Yetişkinlerle bireysel psikoterapi çalışmalarımı psikanalitik yönelimle sürdürüyorum. Mesleki yetkinlik ve klinik uygunluk çerçevesinde çiftler ve ailelerle de çalışmalar yürütüyorum.
Başakşehir ve Küçükçekmece'de yüz yüze ya da çevrim içi — uygunluk değerlendirmesinin ardından, isteğe göre birlikte belirlenir.
Bireysel, çift, aile ve online çalışmanın çerçevesini Çalışma alanları sayfasındaki “Nasıl çalışabiliriz?” bölümünde ayrıntılı olarak anlattım.
Psikoterapiye başlamak için yaşadığınız şeyi önceden tanımlayabilmeniz, belirli bir tanıya sahip olmanız veya ilk görüşmede ne anlatacağınızı bilmeniz gerekmez.
İlk görüşme; sizi psikoterapi arayışına getiren nedenleri, beklentilerinizi ve birlikte çalışmanın sizin için uygun olup olmadığını değerlendirebileceğimiz bir başlangıç alanıdır.