Kaygı yalnızca zihinde mi yaşanır?

Sürekli düşünmek, bedensel belirtiler ve kaçınma davranışları arasındaki bağa yakından bakalım.

Kaygıyı çoğu zaman bir düşünce sorunu gibi ele alırız: fazla düşünmek, kötü senaryolar kurmak, kafayı bir şeye takmak. Oysa kaygı yaşayan biri için deneyimin en zorlayıcı kısmı genellikle zihinde değil, bedende olup biter.

Beden önce haber verir

Göğüste sıkışma, mide bulantısı, boğazda düğüm, ellerin titremesi, uyku bölünmeleri, sürekli bir yorgunluk. Bunlar kaygının yan etkileri değil; kaygının kendisinin bedendeki hâlidir. Tehlike algılandığında beden bunu düşünmeden önce yapar.

Bu yüzden pek çok kişi önce bir dahiliyeciye, kardiyoloğa ya da gastroenteroloğa başvurur. Tetkikler temiz çıkar. Bu sonuç rahatlatıcı olmak yerine çoğu zaman kaygıyı artırır: “Bir şeyim yoksa neden böyle hissediyorum?”

Tıbbi bir açıklama bulunamaması, yaşadığın şeyin gerçek olmadığı anlamına gelmez.

Düşünmek bir kaçınma biçimi olabilir

Sürekli düşünmek — olası senaryoları çevirmek, konuşmaları zihinde tekrar oynatmak, plan üstüne plan yapmak — genellikle çözüm arayışı gibi görünür. Çoğu zaman başka bir işlevi vardır: hissetmemeyi sağlar.

Zihin meşgulken duygu bekler. Bu yüzden bazı insanlar için düşünmeyi bırakmak, rahatlamaktan çok çıplak kalmak gibi hissettirir. Aşağıdaki döngü sık görülür:

  • Bedende bir tedirginlik belirir
  • Zihin bunu açıklamak için bir sebep arar
  • Bulunan sebep düşünülüp durulur
  • Düşünmek geçici bir kontrol duygusu verir
  • Tedirginlik geri geldiğinde döngü baştan başlar

Kaçınma alanı daraltır

Kaygı büyüdükçe yaşam alanı sessizce küçülür. Belirli ortamlardan uzak durulur, bazı konuşmalar ertelenir, bir davet reddedilir. Her kaçınma kısa vadede rahatlatır ve tam bu yüzden kendini pekiştirir. Uzun vadede ise kaygının haklı olduğu duygusunu güçlendirir: kaçındığın şeyin gerçekten tehlikeli olduğuna dair bir kanıt üretmiş olursun.

Neyi koruyor?

Psikodinamik çalışmada kaygıyı bastırılması gereken bir arıza olarak değil, bir işaret olarak ele alırız. Kaygı çoğu zaman bir şeyi korur: bir öfkeyi, bir ihtiyacı, bir kaybı ya da dile getirilmesi zor bir isteği. Bu yüzden yalnızca belirtiyi susturmaya çalışmak genellikle yetmez; belirti başka bir yerden geri gelir.

Terapide sorduğumuz soru “bundan nasıl kurtuluruz?”dan çok, “bu ne zaman ve neyin yanında beliriyor?” olur. Kaygının hangi konuların yakınında yükseldiği görünür hâle geldiğinde, çoğu zaman yoğunluğu da değişmeye başlar.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır. Bedensel belirtilerin öncelikle tıbbi olarak değerlendirilmesi önemlidir; psikoterapi bu değerlendirmenin yerine geçmez, yanında yürür.

Bu yazı tanı koymaz

Buradaki içerik bilgilendirme amaçlıdır; klinik değerlendirme ya da tedavi yerine geçmez. Acil bir risk söz konusuysa 112'yi ara ya da en yakın acil servise başvur.

Tüm yazılar

Burada kendinden bir şey buldun mu?

Yalnız başına anlamlandırmak zorunda değilsin.

WhatsApp’tan yazTelefonla ara