Basit bir “hayır” yerine üç cümlelik gerekçe. Bir mesajı göndermeden önce yumuşatmak için yapılan beşinci düzenleme. Bir toplantıdan sonra söylediklerini zihinde tekrar tekrar gözden geçirmek. Bunlar tanıdıksa, muhtemelen kendini sürekli açıklama ihtiyacıyla yaşıyorsun.
Açıklamak neyi umuyor?
Açıklama çoğu zaman anlaşılmayı hedefler. Ama altında genellikle daha temel bir beklenti vardır: yanlış anlaşılmazsam, reddedilmem. Bu denklem kurulduğunda her açıklama küçük bir güvenlik önlemine dönüşür.
Sürekli açıklamak yorucudur, çünkü karşındakinin onayı olmadan kararının geçerli olmadığı varsayımıyla çalışır.
Sınırla ilişkisi
Sınır koymak, açıklama yapmadan bir şeyi reddedebilmeyi gerektirir. Gerekçe sunma ihtiyacı yüksek olan biri için bu neredeyse imkânsız hissettirir; çünkü gerekçe, reddin arkasına saklanılan şeydir. Gerekçe olmadan “hayır” demek, çıplak bir tercihte bulunmak demektir — ve bu tercih beğenilmeyebilir.
- Reddettiğin şey için sonradan telafi etme ihtiyacı duymak
- Bir şeyi istememeyi “bencillik” olarak adlandırmak
- Karşı taraf üzülmesin diye kendi ihtiyacını erteleyip biriktirmek
- Nihayet sınır koyduğunda gereğinden sert çıkmak
Nereden geliyor?
Bu örüntü çoğu zaman koşullu bir sevginin öğrenildiği ortamlarda gelişir: uyumlu olduğunda kabul gören, itiraz ettiğinde mesafeyle karşılaşan bir çocuk, açıklamayı bir ilişki kurma biçimi olarak öğrenir. O dönemde bu son derece işlevseldir.
Bugün ise aynı hareket, ilişkilerinde seni yorar ve çoğu zaman istediğin yakınlığı da engeller — çünkü sürekli kendini savunan biri, kendini nadiren gösterir.
Ne üzerine çalışılır?
Terapide önce açıklamanın ne zaman devreye girdiğine bakarız: kimin yanında, hangi konuda, hangi duygunun hemen ardından. Sonrasında küçük denemeler gelir — bir cümleyi kısaltmak, bir gerekçeyi eklememek, bir sessizliğe dayanmak.
Bu denemeler başta kaygı verir. Zamanla, kararının geçerliliği için karşındakinin onayına ihtiyaç duymadığın bir alan açılır.



