“Bende Bir Sorun Var” Hissi: Utanç, Görülme Korkusu ve Kendimizi Saklamak
Bazen insan yaptığı bir şeyden değil, olduğu kişiden utanır.
Bir ortamda yanlış bir şey söylediğini düşünür ve saatler sonra hâlâ o anı zihninde tekrar eder.
Fotoğrafının çekilmesini istemez.
Birisi onu övdüğünde ne diyeceğini bilemez.
Kalabalık bir yerde konuşurken yüzünün kızardığını hisseder.
İhtiyacını dile getirmeden önce defalarca düşünür.
Bazen de kendisine çok yakın olan birinin bile onu gerçekten tanımasından huzursuz olur.
Dışarıdan bakıldığında bunların birbirinden farklı deneyimler olduğu düşünülebilir.
Fakat bazen hepsinin altında sessiz bir soru vardır:
“Beni gerçekten görürlerse, hakkımda ne düşünürler?”
Utanç tam da bu nedenle yalnızca mahcubiyet değildir.
Bazen insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin içine kadar yerleşebilir.
⸻
Suçluluk ile Utanç Aynı Şey Değildir
Suçluluk ve utanç birbirine benzese de aralarında önemli bir fark vardır.
Suçluluk daha çok:
“Yanlış bir şey yaptım.”
diyebilir.
Utanç ise:
“Benimle ilgili yanlış bir şey var.”
Suçluluk davranışa yönelirken, utanç bazen doğrudan benliğe yönelir.
Bu nedenle özür dilemek suçluluğu bir ölçüde hafifletebilirken, utanç karşısında insan neyi düzelteceğini bilemeyebilir.
Çünkü sorun yaptığımız bir şey değilmiş gibi gelir.
Sorun bizmişiz gibi hissederiz.
Psikanalitik literatürde Andrew Morrison, utancı kişinin kendisini eksik, yetersiz veya başarısız hissetmesiyle yakından ilişkili bir deneyim olarak ele alır. Özellikle kişinin olduğu haliyle, olması gerektiğini düşündüğü kişi arasındaki mesafe utanç için önemli hale gelebilir.
⸻
“Beni Böyle Görme”
Utancın ilginç taraflarından biri, çoğu zaman bir bakışa ihtiyaç duymasıdır.
Bazen gerçekten biri bize bakmaktadır.
Bazen ise odada kimse yoktur.
Yine de kendimizi sanki birinin gözünden izleriz.
“Çok mu konuştum?”
“Saçma mı göründüm?”
“Beni yetersiz bulmuş olabilir mi?”
“Bunu söylememeliydim.”
Bir arkadaş buluşmasından eve döneriz ve gece yatağa girdiğimizde konuşmayı yeniden oynatmaya başlarız.
Aslında arkadaşlarımız çoktan başka şeylerle meşguldür.
Fakat bizim içimizdeki seyirci hâlâ oradadır.
Psikanalitik açıdan önemli sorulardan biri tam da burada ortaya çıkar:
Bize bakan bu göz kime ait?
Utanç üzerine psikanalitik çalışmalar, bakışın, başkalarıyla ilişkilerin ve zamanla içselleştirilen değerlendirmelerin bu deneyimde önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor.
⸻
İnsan Kendisine Başkasının Gözünden Bakmayı Nasıl Öğrenir?
Çocuk kendisini yalnızca kendi içinden tanımaz.
Kendisini, ona bakan insanların yüzlerinde de keşfeder.
Heyecanla bir şey anlatır.
Karşısındaki gülümser.
Bir şey ister.
Karşılık bulur.
Ağlar.
Teselli edilir.
Öfkelenir.
Bazen kabul edilir, bazen sınırla karşılaşır.
Bütün bu deneyimler zamanla çocuğun kendisi hakkında bir şeyler öğrenmesine yardım eder.
Fakat bazı yaşantılarda çocuk yalnızca ne yaptığının değil, kim olduğunun kabul edilmediğini hissedebilir.
“Çok hassassın.”
“Ne kadar beceriksizsin.”
“Bunda ağlanacak ne var?”
“İnsanların içinde bizi rezil etme.”
“Bu kadar da istekli olunmaz.”
Bazen bunların açıkça söylenmesine bile gerek yoktur.
Bir yüz ifadesi.
Bir küçümseme.
Bir sessizlik.
Çocuğun heyecanına karşılık verilmemesi.
Bunlar tek başına ve her durumda kalıcı bir ruhsal sonuç yaratmaz. İnsan gelişimi bundan çok daha karmaşıktır.
Ama tekrar eden ilişkisel deneyimler içinde çocuk zamanla şöyle bir anlam oluşturabilir:
“Bazı taraflarımı gösterirsem ilişki tehlikeye giriyor.”
Ve böylece yalnızca davranışlarını değil, kendisini de saklamayı öğrenebilir.
Rizzuto’nun psikanalitik çalışması, utancın özellikle kişinin bir başkasından beklediği duygusal karşılığı alamadığı ve bu deneyimi kendi değersizliğiyle ilişkilendirdiği durumlarda nasıl örgütlenebileceğine dikkat çeker.
⸻
Utanç Bazen Neden Saklanır?
İnsan her zaman:
“Utanıyorum.”
demez.
Hatta bazen utandığını kendisi de fark etmez.
Onun yerine:
“Ben zaten insanlarla çok görüşmeyi sevmiyorum.”
“Sunum yapmak bana göre değil.”
“Fotoğraf çekilmekten hoşlanmıyorum.”
“Kimseye ihtiyacım yok.”
“Ben böyleyim.”
diyebilir.
Utanç bazen geri çekilmenin, öfkenin, küçümsemenin veya aşırı kontrolün arkasında saklanabilir.
Çünkü utandığımızı kabul etmek bile yeni bir utanç yaratabilir:
“Bundan bile etkileniyor olmam ne kadar saçma.”
Psikanalist Melvin Lansky bu nedenle “gizli utanç”tan söz eder. Utanç her zaman açık biçimde görünmez; başka duyguların ve savunmaların arkasında kalabilir.
⸻
Mükemmeliyetçilik Bazen Utançtan Korur mu?
Utanç yaşayan herkes mükemmeliyetçi değildir.
Her mükemmeliyetçiliğin altında da utanç bulunmaz.
Ama bazen kusursuz olma çabısının altında şöyle bir mantık çalışabilir:
“Hata yapmazsam kimse benim yetersiz olduğumu göremez.”
Bu durumda başarı yalnızca başarı değildir.
Bir çeşit korunma biçimine dönüşür.
Daha iyi görün.
Daha çok çalış.
Hazırlıksız yakalanma.
Yanlış cevap verme.
Kontrolü kaybetme.
Kimseye muhtaç görünme.
Ve insan bütün bunları yaptığında kısa süreliğine rahatlayabilir.
Fakat küçük bir hata olduğunda mesele yalnızca:
“Yanlış yaptım.”
olmaz.
Çok daha ağır bir cümle belirir:
“Demek ki düşündüğüm kadar iyi değilim.”
Böylece kişinin kendisi için oluşturduğu ideal, ulaşılması gereken bir hedeften çok, kendisini sürekli yargıladığı bir ölçüye dönüşebilir.
Psikanalitik düşüncede utanç ile ego ideali arasındaki ilişki uzun süredir tartışılır. Kişinin kendisini acımasızca değerlendirmesi; utanç, suçluluk ve depresif duygulanımlarla iç içe geçebilir.
⸻
Övgü Almak Bile Neden Rahatsız Edebilir?
İlginçtir ki utanç yalnızca eleştirildiğimizde ortaya çıkmaz.
Bazen görülmek bile utandırır.
Birisi:
“Bunu gerçekten çok iyi yaptın.”
dediğinde hemen:
“Yok canım, o kadar da değil.”
deriz.
Biri bizi sevdiğini söylediğinde konuyu değiştiririz.
Birisi bize dikkatle baktığında gözümüzü kaçırırız.
Çünkü görülmek yalnızca takdir edilme ihtimalini değil, açığa çıkma ihtimalini de beraberinde getirir.
Bir yanımız görülmek ister.
Başka bir yanımız ise görülürsek bir kusurumuzun fark edileceğinden korkar.
İşte utancın en insani çatışmalarından biri belki de burada bulunur:
Hem görülmek isteriz hem de görülmekten korkarız.
⸻
Yakınlık Neden Bazen Utancı Artırır?
Bir yabancının hakkımızda ne düşündüğü bazen çok önemli değildir.
Ama sevdiğimiz kişinin düşüncesi önemlidir.
Çünkü yakınlık arttıkça sakladığımız taraflarımızın görülme ihtimali de artar.
Ne kadar ihtiyaç duyduğumuz.
Ne kadar kıskandığımız.
Ne kadar korktuğumuz.
Ne kadar öfkelendiğimiz.
Ne kadar kırılgan olduğumuz.
İlişkinin başında daha rahat görünen biri, yakınlık arttıkça geri çekilebilir.
Bu her zaman sevgisinin azaldığı anlamına gelmez.
Bazen yakınlık, çok daha eski bir korkuya dokunur:
“Beni gerçekten tanırsan, yine de burada kalır mısın?”
Utancın ilişkisel boyutunu ele alan psikanalitik çalışmalar, onun yalnızca kişinin kendi içindeki bir duygu olmadığını; başkasından beklenen kabul, reddedilme korkusu ve kişinin kendisini başkasının gözünde nasıl hayal ettiğiyle de ilişkili olduğunu vurgular.
⸻
Kendimizi Önceden Küçültmek
Bazen başkasının bizi küçümsemesini beklemeden önce biz kendimizi küçültürüz.
“Ben zaten beceremem.”
“Benimki çok saçma ama…”
“Belki aptalca gelecek.”
“Ben bu konulardan anlamıyorum.”
Cümleye daha başlamadan kendimizi aşağıya yerleştiririz.
Bu bazen bir korunma biçimi olabilir.
Çünkü kendimi önce ben küçültürsem, senin küçümsemen daha az acıtabilir.
Kendimi önce ben eleştirirsem, eleştirin beni hazırlıksız yakalamaz.
Fakat bu korunmanın bir bedeli vardır.
Bir süre sonra dışarıda bizi aşağılayan kimse olmasa bile, o işi içeride kendimiz yapmaya devam ederiz.
Kris’in psikanalitik çalışması, cezalandırıcı ve bilinçdışı öz-eleştirinin utanç, suçluluk ve depresif yaşantılarla nasıl iç içe geçebildiğine dikkat çeker. Daha yakın tarihli bir sistematik derleme ve meta-analiz de yüksek öz-eleştirinin psikoterapi sonuçları açısından klinik olarak anlamlı bir değişken olduğunu gösteriyor.
⸻
Psikoterapide Utanç Nasıl Çalışılır?
Utanç terapi odasının kapısında kalmaz.
Hatta bazen tam orada daha görünür hale gelir.
Kişi terapistine bir şey anlatmak ister ama son anda vazgeçer.
“Bunu söylersem hakkımda ne düşünür?”
“Bunu anlatmak çok saçma.”
“Benden daha ağır şeyler yaşayan insanlar var.”
“Bunu hâlâ aşamamış olmam çok kötü.”
Bazen terapiye “iyi danışan” olmaya bile çalışabilir.
Doğru şeyleri anlatmak.
Seansı boşa harcamamak.
Terapistin kendisinden memnun olmasını sağlamak.
Utancın terapötik ilişkide de ortaya çıkabileceği psikanalitik literatürde uzun süredir tartışılıyor. Bu nedenle amaç kişiyi utancından hızla kurtarmak ya da ona yalnızca “Kendini sev” demek değildir. Utancı fark etmek, ona eşlik eden beklentileri ve ilişkisel anlamları araştırmak daha önemli olabilir.
Belki zamanla şu sorular sorulabilir:
Kimin yanında küçülüyorum?
Hangi tarafımın görülmesinden korkuyorum?
Bir hata yaptığımda neden yalnızca davranışımı değil, bütün benliğimi yargılıyorum?
Kendimle konuşurken kimin dilini kullanıyorum?
Ve belki en önemlisi:
“Beni gerçekten görürsen, yine de benimle kalır mısın?”
⸻
Utançtan Kurtulmak mı, Utancı Taşıyabilmek mi?
Amaç hiç utanmayan bir insan olmak değildir.
Utanç insan deneyiminin bir parçasıdır.
Sorun, utancın bütün benliği kaplaması ve kişinin kendisini gösterebilmek için sürekli kusursuz olmak zorunda hissetmesidir.
Değişim bazen:
“Artık utanmıyorum.”
noktasından başlamaz.
Belki daha küçük bir yerde başlar:
“Utandığım halde burada kalabiliyorum.”
Bir hata yapıp ortadan kaybolmamak.
Bir ihtiyacı dile getirip özür dilememek.
Birinin bizi sevmesine hemen itiraz etmemek.
Her ortamda kendimizi küçültmemek.
Bir ilişkide yalnızca kabul edileceğini düşündüğümüz taraflarımızla değil, daha bütün bir halimizle var olabilmek.
Psikanalitik psikoterapi açısından mesele utancı silmekten çok, utancın hangi hikâyeyi taşıdığını anlayabilmek olabilir.
Çünkü bazen yıllardır saklamaya çalıştığımız şey gerçekten kusurlu olduğumuz değildir.
Bir zamanlar, bazı taraflarımızla görülmenin güvenli olmadığına inanmış olmamızdır.
Ve belki terapiyle birlikte soru yavaş yavaş değişebilir.
“Beni böyle görürlerse ne olur?”
yerine:
“Görülmekten bu kadar korkmasaydım, nasıl biri olurdum?”
⸻
Klinik Psikolog Melek Saltıkalp Psikanalitik / Psikodinamik Psikoterapi
Bu yazı bilgilendirme ve düşünme amacıyla hazırlanmıştır; psikiyatrik ya da psikolojik değerlendirme ve psikoterapinin yerine geçmez.



