Neden Hep Benzer İnsanlara Çekiliyoruz? Aşk, Tekrar ve Bilinçdışı Seçimler

Farklı insanlarla neden aynı ilişki hikâyesini kurarız? Aşkı, tanıdıklık hissini ve bilinçdışı seçimleri psikanalitik açıdan düşünmek.

Bazen bir ilişki bittikten sonra kendimize şu sözü veririz: “Bir daha böyle bir ilişki yaşamayacağım.” Bu kez daha farklı birini seçeceğizdir; daha ulaşılabilir, daha açık, daha güvenilir, bizi belirsizliğin içinde bırakmayan birini.

Sonra zaman geçer ve hayatımıza gerçekten başka biri girer. Yüzü, hikâyesi, konuşma biçimi, işi ve hayatı başkadır. Ama ilişkinin bir yerinde tuhaf biçimde tanıdık bir duygu belirir.

Yine bekleyen bizizdir. Yine karşı tarafın ne hissettiğini anlamaya çalışıyoruzdur. Yine biraz daha verirsek sevileceğimizi düşünüyoruzdur. Ya da tam tersine, biri bize gerçekten yaklaştığında bu kez uzaklaşan biz oluruz.

Gerçekten aynı insanları mı seçiyoruz, yoksa farklı insanlarla aynı ruhsal hikâyeyi mi kuruyoruz?

Aşk Sandığımız Kadar Tesadüfi midir?

Birinden neden hoşlandığımızı açıklamak her zaman kolay değildir. Bazen bir bakış, bir ses tonu, bir mesafe ya da birinin bize yaklaşma veya yaklaşmama biçimi bizi etkiler. Henüz karşımızdaki kişiyi çok az tanırken bile onda bizi çeken bir şey bulabiliriz.

Gündelik dilde buna “elektrik”, “çekim” ya da “uyum” diyebiliriz. Psikanalitik düşünce ise bu çekimin yalnızca karşımızdaki kişinin kim olduğuyla değil, bizim ruhsal dünyamızda neye dokunduğuyla da ilgilendiğini söyler.

Çünkü bir ilişkiye yalnızca bugünkü halimizle girmeyiz. Geçmiş ilişkilerimizin izleri, sevilmeye dair beklentilerimiz, kaybetme korkularımız, yakınlıkla kurduğumuz ilişki ve farkında olmadığımız arzularımız da bizimle gelir. Bu nedenle bazen bir insanda bizi etkileyen şey yalnızca yeni olan değil, tanıdık olandır.

Tanıdık Olan Her Zaman İyi Olan Değildir

İnsan neden kendisine iyi gelmeyen bir ilişki biçimine tekrar tekrar yaklaşır? İlk bakışta bunun mantıklı bir cevabı yokmuş gibi görünür. Eğer bir şey bizi üzüyorsa, neden ondan uzaklaşmayalım? Fakat ruhsal yaşam her zaman mantığın çizdiği yoldan ilerlemez.

Çocuklukta yakınlığı nasıl deneyimlediğimiz, sevginin yanında nelerin bulunduğu ve önemli ilişkilerimizde kendimizi nasıl hissettiğimiz zamanla ilişkisel dünyamızın bir parçası haline gelebilir. Yakınlık bizim için aynı zamanda belirsizlik anlamına geldiyse, yetişkinlikte belirsiz bir ilişki garip biçimde tanıdık gelebilir.

Sevilmek için çok çabalamamız gerektiğini öğrendiysek, sevgisini kolaylıkla gösteren biri karşısında ne yapacağımızı bilemeyebiliriz. Yakınlık kaybetme korkusuyla birlikte yaşandıysa, birine gerçekten bağlanmaya başladığımız anda geri çekilebiliriz.

Bu, insanın bilinçli olarak acıyı seçtiği anlamına gelmez. Daha çok, ruhsal dünyanın bildiği yolları yeniden bulabilmesiyle ilgilidir. Bazen huzur yabancıdır; tanıdık olan ise huzurlu olmasa bile bildiğimiz bir dildir.

Freud ve Tekrar: Geçmiş Bazen Hatırlanmaz, Yaşanır

Freud’un psikanalitik düşünceye getirdiği önemli fikirlerden biri tekrar meselesidir. Geçmiş her zaman zihnimizde açık bir anı halinde bulunmaz. Bazı şeyleri hatırlamak yerine, üstelik bunu yaptığımızın farkında olmadan, yeniden yaşayabiliriz.

Bu nedenle tekrar yalnızca aynı davranışı yeniden yapmak değildir. Bazen farklı ilişkilerde tekrar tekrar terk edilen, bekleyen, yeterli olmaya çalışan, kurtaran, ulaşamayan, kontrol eden ya da uzaklaşan kişi olmak gibi bir duygu ve ruhsal konum tekrar edilir.

İnsanlar değişmiştir. Ama kişinin ilişkide aldığı ruhsal konum şaşırtıcı biçimde aynı kalmıştır.

“Bu Kez Farklı Olacak”

Tekrarın içinde yalnızca geçmiş yoktur. Bazen bir zamanlar tamamlanmamış bir hikâyenin bu kez başka türlü sonuçlanacağına dair bir umut da vardır: Bu kez beni seçecek. Bu kez terk edilmeyeceğim. Bu kez yeterli olacağım. Bu kez onu değiştirebileceğim. Bu kez sonunda sevildiğimi hissedeceğim.

Bu nedenle insan bazen yalnızca bir kişiye değil, o kişiyle birlikte mümkün olduğuna inandığı sona da bağlanır. Vazgeçmek yalnızca ilişkiden vazgeçmek değildir; bazen yıllardır beklenen o sonun gerçekleşmeyeceğini kabul etmek anlamına da gelir. Belki bazı ilişkilerden ayrılmayı bu kadar zorlaştıran şeylerden biri budur.

Ulaşılmaz Olan Neden Bazen Daha Çekicidir?

Bazı insanlar kendilerini tekrar tekrar duygusal olarak ulaşılması zor kişilere çekilirken bulur. Karşı taraf kararsızdır; yaklaşır, sonra uzaklaşır. Ne istediği belli değildir. İlişki hiçbir zaman tam olarak kurulmaz ama hiçbir zaman tamamen bitmez de.

Tam da bu belirsizlik arzuyu canlı tutabilir. Çünkü bazen sahip olunamayan şey zihinde daha fazla yer kaplar. Beklemek, düşünmek, anlamaya çalışmak ve işaretleri yorumlamak derken ilişkinin kendisinden çok ihtimaliyle ilişki kurulmaya başlanabilir.

Lacan’ın arzu üzerine düşüncesi burada önemli bir kapı açar. Arzu her zaman bir nesneye sahip olmakla sona ermez; bazen eksiklik, arzunun hareket etmeye devam ettiği alanın kendisidir.

İstemeye devam edebilmek için kimi ulaşılmaz tutuyorum?

Peki Biri Gerçekten Yaklaşırsa?

İlişkilerde tekrar yalnızca ulaşılamayan insanların peşinden gitmek biçiminde ortaya çıkmaz. Bazen birisi gerçekten ilgilenir, merak eder, yanımızda kalır ve duygularını açıkça gösterir. Ardından beklenmedik bir şey olur: Biz sıkılmaya başlarız. “Bir şey eksik.” “Çekim yok.” “Fazla kolay.” “Emin değilim.”

Elbette her ilgilenen kişiyi sevmek zorunda değiliz. Fakat aynı durum tekrar tekrar yaşanıyorsa üzerinde düşünmeye değer olabilir. Çünkü bazen güvenli bir yakınlık, kişinin bildiği aşk biçimine benzemez.

Eğer aşkı yıllarca beklemekle, özlemekle, belirsizlikle ya da kaybetme korkusuyla birlikte deneyimlediysek sakin bir ilişki ilk anda “aşk değilmiş” gibi hissedilebilir. Belki de bazen özlediğimiz şey kişi değil, aşka eşlik etmesini öğrendiğimiz duygudur.

Bir İlişkide Kimi Arıyoruz?

Yeni bir ilişkiye başladığımızda karşımızda gerçekten yeni biri vardır. Ama onu tamamen boş bir yerden görmeyiz. Geçmiş ilişkilerimizden kalan beklentiler, korkular ve imgeler yeni ilişkinin içine sızabilir.

Birinin küçük bir uzaklaşması, geçmişte yaşadığımız çok daha büyük bir terk edilme duygusunu harekete geçirebilir. Basit bir eleştiri, yıllardır taşıdığımız yetersizlik hissine dokunabilir. Birinin sevgisi ise yalnızca bugünkü sevgiyi değil, geçmişte alamadığımız bir şeyi de temsil etmeye başlayabilir.

Bu nedenle bazen karşımızdaki kişiye verdiğimiz tepkinin tamamı yalnızca o kişiye ait değildir; ilişkide geçmiş ile bugün birbirine karışabilir. Psikoterapide önemli olan bu geçmişi suçlu ilan etmek değil, bugünkü ilişkilerimizde nasıl yaşamaya devam ettiğini fark edebilmektir.

“Neden Hep Böyle İnsanları Buluyorum?”

Bu soru anlaşılırdır. Fakat bazen “Bu ilişkilerde ben kendimi hangi yerde buluyorum?” sorusu daha fazla şey açabilir. Çünkü yalnızca karşımızdakilerin ortak özelliklerine bakarsak kendi tekrarımızı gözden kaçırabiliriz.

  • Hep ulaşılmaz insanlarla mı karşılaşıyorum, yoksa ulaşılabilir biri karşıma çıktığında ben mi uzaklaşıyorum?
  • Hep yeterince sevilmiyor muyum, yoksa sevildiğimi hissedebilmek için sürekli bir şey kanıtlamam mı gerekiyor?
  • Hep terk mi ediliyorum, yoksa yakınlık arttığında fark etmeden ilişkinin içinde başka bir mesafe mi yaratıyorum?

Bu soruların amacı kişiyi ilişkilerinde yaşadığı her şeyden sorumlu tutmak değildir. Her ilişkinin iki kişilik bir gerçekliği vardır. Ama kendi payımızı merak etmek, değiştirebileceğimiz yere yaklaşmamızı sağlar.

Psikoterapide Tekrar Nasıl Çalışılır?

Psikanalitik psikoterapide amaç kişiye kiminle ilişki kurması gerektiğini söylemek ya da “doğru insanı seçmek” için bir formül vermek değildir. Bunun yerine kişinin ilişkilerindeki tekrarların nasıl oluştuğu merak edilir.

  • Kimlere çekiliyorum?
  • Yakınlık arttığında bana ne oluyor?
  • Birisi uzaklaştığında neden daha çok bağlanıyorum?
  • Sevilmek benim için ne anlama geliyor?
  • Bir ilişkide kendimi hangi rolde buluyorum?
  • Neyi kaybetmekten korkuyorum?
  • Bu hikâyenin sonunda hâlâ neyin değişmesini bekliyorum?

Üstelik bu örüntüler yalnızca dışarıdaki ilişkiler anlatılırken görülmez. Zamanla terapötik ilişkinin içinde de ortaya çıkabilir: yaklaşma, uzaklaşma, güvenme, bekleme, hayal kırıklığı, öfke ve görülme arzusu. Böylece tekrar yalnızca anlatılan bir hikâye olmaktan çıkar; fark edilebilen ve üzerine düşünülebilen bir deneyime dönüşür.

Tekrarı Fark Etmek, Ondan Hemen Kurtulmak Değildir

Bir örüntüyü fark ettiğimiz anda ondan özgürleşmeyebiliriz. Çünkü tekrarlar yalnızca düşüncelerimizde değil, duygusal dünyamızda da yerleşiktir. İnsan bazen ne yaptığını bilir ama yine de aynı yere gider. Bu bir başarısızlık olmak zorunda değildir.

Fark etmek, tekrarın otomatikliğinde küçük bir aralık açabilir ve bazen değişim tam olarak bu aralıkta başlar. Eskiden yalnızca “Neden yine böyle biri karşıma çıktı?” derken, zamanla “Bu hikâyede bana bu kadar tanıdık gelen şey ne?” diye sorabiliriz.

Belki de mesele hayatımıza bir daha asla benzer insanların girmemesi değildir. Mesele, tanıdık olanla karşılaştığımızda artık onu kaçınılmaz kaderimiz sanmamak olabilir. Çünkü bazen değişen ilk şey seçtiğimiz kişi değil, kendi hikâyemizde aldığımız yerdir.

Bu yazı tanı koymaz

Buradaki içerik bilgilendirme amaçlıdır; klinik değerlendirme ya da tedavi yerine geçmez. Acil bir risk söz konusuysa 112'yi ara ya da en yakın acil servise başvur.

Tüm yazılar

Burada kendinden bir şey buldun mu?

Yalnız başına anlamlandırmak zorunda değilsin.

WhatsApp’tan yazTelefonla ara