Yakınlık Neden Bazen Korkutur?
Sevilmek İsterken Neden Uzaklaşırız?
Birini özlüyoruz.
Mesajını bekliyoruz.
Bizi merak etmesini, hayatımıza yaklaşmasını, bizimle gerçekten ilgilenmesini istiyoruz.
Sonra o kişi yaklaşıyor.
Daha çok aramaya başlıyor. Daha fazla şey paylaşmak istiyor. Bizi hayatının içine alıyor.
Ve tuhaf bir şey oluyor.
Bir süre önce istediğimiz yakınlık, bu kez üzerimize geliyormuş gibi hissettirmeye başlıyor.
Mesajlara daha geç cevap veriyoruz.
Küçük kusurlar göze batmaya başlıyor.
“Acaba gerçekten doğru kişi mi?” diye düşünüyoruz.
Bir süre yalnız kalmak istiyoruz.
Hatta bazen karşımızdaki insan değişmediği halde ona karşı hislerimizin değiştiğini düşünüyoruz.
Burada kolayca şu sonuca varabiliriz:
“Demek ki onu yeterince sevmiyorum.”
Oysa bazen mesele sevginin azalması değildir.
Mesele, yakınlığın artmasıdır.
⸻
Yakınlık Her Zaman Yalnızca Güzel Bir Şey Değildir
Yakınlık denildiğinde genellikle olumlu şeyler düşünürüz.
Sevilmek.
Anlaşılmak.
Birine güvenmek.
Kendimiz olabilmek.
Fakat psikolojik olarak yakınlık bundan biraz daha karmaşıktır.
Çünkü birine gerçekten yaklaşmak aynı zamanda onun tarafından görülmek demektir.
Yalnızca güçlü taraflarımızla değil.
İhtiyaçlarımızla.
Kıskançlığımızla.
Kırılganlığımızla.
Öfkemizle.
Korkularımızla.
Bazen kendimizin bile görmek istemediğimiz taraflarımızla.
Bu nedenle yakınlık bir taraftan arzuladığımız bir şeyken, diğer taraftan oldukça ürkütücü olabilir.
Çünkü sevginin olduğu yerde kaybetme ihtimali de vardır.
Birine ne kadar yaklaşırsak, onun bizi incitebilme ihtimali de o kadar gerçek hale gelir.
Belki de bu yüzden bazı insanlar uzaktayken çok daha kolay sevilir.
⸻
Ulaşılmaz İnsanlar Neden Bazen Daha Güvenli Gelir?
Duygusal olarak ulaşılması zor birine âşık olduğumuzu düşünelim.
Bazen yakın.
Bazen uzak.
Bazen ilgili.
Bazen ortadan kayboluyor.
Bu ilişki yorucu olabilir.
Ama aynı zamanda tuhaf biçimde tanıdık ve hatta güvenli de gelebilir.
Çünkü böyle bir ilişkide sürekli bir şey isteriz:
Onun bizi seçmesini.
Yaklaşmasını.
Mesaj atmasını.
Değişmesini.
Bir gün gerçekten bizimle olmasını.
Arzu hep canlı kalır.
Fakat karşımızdaki kişi gerçekten ulaşılabilir olduğunda başka bir şeyle karşılaşırız.
Artık yalnızca onu istemek yetmez.
Kendimizi de ortaya koymamız gerekir.
Ne istediğimizi söylememiz gerekir.
Hayır dememiz gerekir.
İhtiyaç duymamız gerekir.
Kırılmamız gerekir.
Bazen kızmamız gerekir.
Ve belki de en zoru:
Karşımızdaki insanın bizi gerçekten tanımasına izin vermemiz gerekir.
Bu yüzden bazen ulaşılmaz biriyle kurulan ilişki, düşündüğümüzden daha güvenli olabilir.
Çünkü yakınlığın hayalini yaşatırken, gerçek yakınlığın risklerinden bizi korur.
⸻
“Beni Gerçekten Tanırsan, Yine de Sevecek misin?”
Yakınlığın altında bazen çok eski bir soru vardır:
“Beni gerçekten görürsen, yine de benimle kalır mısın?”
Çocuklukta kendimizi yalnızca kendi gözümüzden tanımayız.
Bize bakan yüzlerden de tanırız.
Öfkelendiğimizde ne oldu?
Ağladığımızda?
Bir şeye ihtiyaç duyduğumuzda?
Hayır dediğimizde?
Kıskandığımızda?
Başarısız olduğumuzda?
Yakın olduğumuz kişiler bütün bu hallerimizle birlikte bizimle kalabildiler mi?
Yoksa bazı taraflarımız ilişki için fazla mı geldi?
Çocuk zamanla yalnızca “Ben kimim?” sorusuna değil, başka bir soruya da cevap geliştirir:
“Nasıl biri olursam ilişki devam eder?”
Bazen çok uslu olarak.
Bazen güçlü olarak.
Bazen kimseye ihtiyaç duymayarak.
Bazen herkesi memnun ederek.
Bazen de hiç fazla yaklaşmayarak.
Yıllar sonra bunların bir kısmını kişiliğimiz sanabiliriz.
“Ben zaten mesafeliyim.”
“Ben kimseye kolay güvenmem.”
“Ben ilişkilerde sıkılıyorum.”
“Fazla ilgi beni boğuyor.”
Bunların gerçekten bize ait özellikler olması mümkündür.
Ama bazen şu soruyu sormaya da değer:
Hep mi böyleydim, yoksa bir zamanlar böyle olmak mı daha güvenliydi?
⸻
Yakınlık Bazen Özgürlüğü Kaybetmek Gibi Hissedilebilir
Herkes yakınlıktan aynı nedenle korkmaz.
Bazıları için temel korku terk edilmektir.
Bazıları içinse tam tersine:
Fazla yaklaşılmak.
Bir ilişki ciddileştiğinde kişi kendisini sıkışmış hissedebilir.
Partneri daha fazla zaman geçirmek istediğinde huzursuz olabilir.
“Biraz alan istiyorum.”
“Çok üstüme geliyor.”
“Kendimi kaybediyorum.”
gibi cümleler ortaya çıkabilir.
Burada mesele her zaman karşıdaki kişinin gerçekten müdahaleci olması değildir. Elbette bazı ilişkilerde sınırlar gerçekten ihlal edilir ve uzaklaşma sağlıklı bir ihtiyaçtır.
Ama bazen bugünkü yakınlık, geçmişte yaşanmış başka bir deneyime dokunabilir.
Eğer yakınlık bir zamanlar kontrol edilmek, fazla sorgulanmak, kişinin sınırlarına girilmesi ya da kendi isteğine yeterince alan kalmamasıyla birlikte yaşandıysa, sevgi ile müdahale birbirine karışabilir.
O zaman yetişkinlikte birinin yaklaşması yalnızca sevildiğimizi hissettirmez.
İçimizde başka bir alarm da çalışabilir:
“Burada kendime yer kalacak mı?”
⸻
Birini Sevmek ile Ona İhtiyaç Duymak Aynı Şey Değildir
Bazı insanlar sevebilir.
Ama ihtiyaç duymakta zorlanır.
“Kimseye muhtaç olmam.”
“Ben kendi başımın çaresine bakarım.”
“Birinden bir şey beklemem.”
Bu cümleler dışarıdan güçlü görünebilir.
Ve gerçekten de yetişkinlik, kendi ayaklarımız üzerinde durabilme kapasitesini gerektirir.
Fakat insan ruhsallığında bağımsızlık, hiç kimseye ihtiyaç duymamak anlamına gelmez.
Bazen aşırı bağımsızlığın altında farklı bir hikâye vardır:
“İhtiyaç duyarsam hayal kırıklığına uğrayabilirim.”
O halde en güvenli çözüm nedir?
Hiç ihtiyaç duymamak.
Ya da en azından öyleymiş gibi yaşamak.
Çocukken ihtiyaçlarımız karşılanmadığında her zaman “Bana yeterince karşılık verilmiyor” diye düşünemeyiz.
Bazen daha kolay olan şudur:
“Zaten ihtiyacım yok.”
Bu savunma yıllar sonra da devam edebilir.
İnsan gerçekten güçlü ve bağımsız olabilir; fakat birinin kendisine bakım vermesine, onu teselli etmesine ya da yanında kalmasına izin vermekte zorlanabilir.
⸻
Bazen Yaklaştıkça Kusurlar Görmeye Başlarız
İlişkilerin başlangıcında karşımızdaki kişi olağanüstü görünebilir.
Konuşması.
Bakışı.
Zekâsı.
Hayata yaklaşımı.
Her şey etkileyicidir.
Sonra ilişki yakınlaşır.
Ve birden küçük şeyler rahatsız etmeye başlar.
Konuşma biçimi.
Giyim tarzı.
Mesaj atma şekli.
Gülüşü.
Daha önce sevimli bulduğumuz bir özellik birden tahammül edilmez hale gelebilir.
Elbette bazen bu, karşımızdaki kişiyi gerçekten tanımaya başlamamızdır.
İlk heyecan geçmiştir ve uyumsuzlukları daha açık görürüz.
Fakat bazen başka bir ihtimali de düşünmek gerekir:
Kusur aramak, araya mesafe koymanın bir yolu olabilir mi?
Çünkü karşımızdakini değersizleştirdiğimizde ona duyduğumuz ihtiyacı da azaltabiliriz.
“Zaten o kadar da özel biri değil.”
Bu cümle bazen yalnızca bir değerlendirme değildir.
Yakınlığın yarattığı kırılganlıktan bizi koruyan bir savunma da olabilir.
⸻
“Çok İlgili Olunca Soğuyorum”
Bu cümleyi ilişkiler üzerine konuşurken sık duyarız.
Birisi uzaktayken onu isteriz.
Yaklaştığında geri çekiliriz.
O geri çekildiğinde yeniden özleriz.
Sonra tekrar yaklaşır.
Ve yeniden uzaklaşmak isteriz.
Böylece ilişki bir tür dansa dönüşür:
Yaklaş. Uzaklaş. Özle. Yaklaş. Bunal. Uzaklaş.
Dışarıdan bakıldığında kararsızlık gibi görünebilir.
Fakat içeride iki güçlü ihtiyaç aynı anda çalışıyor olabilir:
“Bana yaklaş.”
ve
“Beni fazla görme.”
Bir tarafımız ilişki isterken başka bir tarafımız ilişkinin yaratacağı bağımlılıktan, reddedilmekten, yutulmaktan ya da kendisini kaybetmekten korkabilir.
Psikanalitik düşünce için bu çelişki önemlidir.
Çünkü insan ruhsallığı her zaman tek bir şey istemez.
Bazen birbirine tamamen zıt iki şeyi aynı anda isteyebiliriz.
⸻
Sevildiğimizde Neden Bazen Şüpheleniriz?
İlginçtir ki yalnızca reddedilmek değil, gerçekten sevilmek de kaygı yaratabilir.
Çünkü sevgi bize alışık olmadığımız bir deneyim sunabilir.
Birisi bizi düzenli olarak aradığında…
Sözünün arkasında durduğunda…
Kaybolmadığında…
Duygularımızı merak ettiğinde…
Bir sorun çıktığında ilişkiyi hemen terk etmediğinde…
İlk kez güvenli bir ilişki yaşayan biri bazen rahatlamak yerine huzursuz olabilir.
Çünkü ruhsal olarak tanıdık olan ile iyi olan aynı şey değildir.
Kaos tanıdıksa, sakinlik sıkıcı gelebilir.
Belirsizlik tanıdıksa, tutarlılık heyecan yaratmayabilir.
Sevgi için mücadele etmek tanıdıksa, kolayca verilen sevginin değeri şüpheli görünebilir.
Bu yüzden bazen insan kendisine iyi gelen ilişkide bile şöyle düşünebilir:
“Bir şey eksik.”
Belki gerçekten eksiktir.
Ama bazen eksik olan şey sevgi değildir.
Tanıdığımız gerilimdir.
⸻
Yakınlık ile Kendini Kaybetmek Arasında
Olgun bir yakınlık iki kişinin tek kişiye dönüşmesi değildir.
Bir ilişkide “biz” olabilmek kadar “ben” olarak kalabilmek de önemlidir.
Yakınlık:
Her şeyi birlikte yapmak,
her şeyi anlatmak,
her an ulaşılabilir olmak,
aynı şeyleri düşünmek
demek değildir.
Birini sevebilir ve ondan farklı düşünebiliriz.
Yakın olabilir ve sınırlarımızı koruyabiliriz.
Birine ihtiyaç duyabilir ve kendi başımıza da var olabiliriz.
Psikanalitik nesne ilişkileri geleneğinde olgun sevgi kapasitesi, yalnızca bağ kurmakla değil, karşımızdaki kişinin bizden ayrı bir insan olduğunu kabul edebilmekle de ilişkilidir.
Belki yetişkin yakınlığının en zor taraflarından biri tam da budur:
Sana yaklaşabilirim ama senin içinde kaybolmak zorunda değilim.
Ve:
Benden uzaklaştığında da tamamen yok olmak zorunda değilim.
⸻
Psikoterapide Yakınlık Korkusu Nasıl Çalışılır?
Psikoterapide amaç kişiye:
“Daha çok güven.”
“Duvarlarını indir.”
“İnsanlara bir şans ver.”
demek değildir.
Çünkü bir savunmanın neden oluştuğunu anlamadan onu ortadan kaldırmaya çalışmak, kişinin kendisini koruma biçimini elinden almak anlamına gelebilir.
Bunun yerine merak edilir:
Birisi size yaklaştığında ne oluyor?
Ne zaman geri çekilme ihtiyacı hissediyorsunuz?
İhtiyaç duymak sizin için ne anlama geliyor?
Bir ilişkide kendinizi kaybetmekten mi korkuyorsunuz?
Terk edilmekten mi?
Görülmekten mi?
Kontrol edilmekten mi?
Birine güvenmek hangi eski ihtimali yeniden canlandırıyor?
Ve belki en önemlisi:
Yakınlık sizin hikâyenizde ne anlama geliyor?
Bu örüntüler zaman zaman terapötik ilişkinin içinde de ortaya çıkabilir.
Kişi terapistin kendisini anlamasını çok isteyebilir.
Ama anlaşıldığını hissettiği anda geri çekilebilir.
Önemli bir şey anlattıktan sonra utanç duyabilir.
Seansın sonunda:
“Bunu neden anlattım?”
diye düşünebilir.
Ya da terapistle kurduğu bağın önemli hale geldiğini fark ettiğinde terapiyi bırakma isteği duyabilir.
Bunlar terapi açısından yalnızca “direnç” olarak görülmek zorunda değildir.
Bazen tam tersine, kişinin yakınlıkla kurduğu ilişkinin canlı biçimde görünür olduğu anlardır.
Ve üzerine düşünülebilir.
⸻
Yakınlaşmak, Savunmasız Kalmak Değildir
Yakınlık korkusunu anlamak, her ilişkide daha fazla yaklaşmamız gerektiği anlamına gelmez.
Bazı insanlardan uzaklaşmak gerekir.
Bazı ilişkiler güvenli değildir.
Bazı sınırlar korunmalıdır.
Bazı ilişkilerin bitmesi gerekir.
Psikoterapinin amacı kişinin bütün duvarlarını ortadan kaldırmak değildir.
Belki daha gerçekçi amaç şudur:
Hangi duvarın bugün gerekli olduğunu, hangisinin ise geçmişte gerekli olduğu için hâlâ ayakta kaldığını fark edebilmek.
Çünkü bir zamanlar bizi koruyan şey, yıllar sonra bizi yalnızlaştırabilir.
⸻
Belki de Soru “Neden Kaçıyorum?” Değildir
Bir ilişkide geri çekildiğimizde kendimizi hemen suçlamak kolaydır.
“Yine yaptım.”
“Ben ilişki yürütemiyorum.”
“Bende bir problem var.”
Oysa psikanalitik düşünce biraz daha yavaş ilerler.
Davranışı hemen düzeltmeye çalışmadan önce onun neyi koruduğunu merak eder.
Belki uzaklaşmak bir zamanlar gerekliydi.
Belki ihtiyaç göstermemek daha güvenliydi.
Belki fazla görünmemek ilişkiyi koruyordu.
Belki kimseye bağlanmamak, kaybetmenin acısından korunmanın yoluydu.
Bunları anlamak geçmişi suçlamak anlamına gelmez.
Bugünkü davranışlarımızın bir tarihinin olabileceğini kabul etmek demektir.
Ve bazen değişim tam burada başlar.
Kendimize:
“Neden yine kaçıyorum?”
demek yerine başka bir soru sorabildiğimizde:
“Yaklaştığımda, başıma ne geleceğinden korkuyorum?”
Belki de yakınlık yalnızca birine yaklaşabilmek değildir.
Bir başkasının yanında, kendimizi kaybetmeden kalabilmektir.
Ve bazen en derindeki soru şudur:
“Beni gerçekten görmene izin verirsem, yine de burada kalacak mısın?”
Klinik Psikolog Melek Saltıkalp
Bu yazı bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve psikoterapi ya da psikiyatrik değerlendirme yerine geçmez.



